Bile bile lades

Bile bile lades

Bu sezon Ankaragücü, kazanması gereken, hayati öneme sahip neredeyse hiçbir maçı istediği şekilde sonlandıramadı. Yine o haftalardan birisini Sivasspor mağlubiyeti ile kapattık. Ankaragücü, rakiplerin sürekli birbirlerine ikram ettiği ligde kalma mücadelesinde kendini bir adım öne atacak puanları alamamakta oldukça başarılı durumda diyebilirim.
Bu sezon ligden düşmeme mücadelesi, şampiyonluk yarışından daha çekişmeli ve belirsiz ilerliyor. Geçtiğimiz hafta yazdığım yazı da bahsetmiştim. Düşme potasında ki bütün takımlar, direkt rakibi olan takımlara üstünlük sağlayamıyorlar. Öyle ki kesin düştü denilen Kayserispor, bu hafta aldığı Göztepe galibiyeti ile yarışta bende varım dedi.
Hal böyle iken, Ankaragücü önüne altın tepsi ile gelen fırsatları birer birer harcamaya devam ediyor. Yönetimin oldukça kritik bir dönem de Mustafa Reşit Akçay tercihini en çok eleştirenlerden biri bendim… Bu düşüncemi destekleyecek birçok konuyu defalarca kez çeşitli yerlerde yazdım. Tabi ki her şey bu camia için iyi olsun istiyoruz ancak birçok konuda göz göre göre lades yapılmasına da anlam veremiyorum.
Mustafa Reşit Akçay ile Ankaragücü’nün ileriye bir adım atabilmesi mümkün değil… Futbol piyasasında belli doyumlara ulaşmış, kariyer olarak ileriye bir hamle yapma isteği, enerjisi ve hedefi olmayan, kaba tabir ile “emekliliği gelmiş” isimler ile sonuç alabilmek pek mümkün değil. Anlık başarılar, günü kurtarma çabaları dışında herhangi bir başarı sağlandığını ben şimdiye kadar görmedim. Bu duruma en güzel örnek Ersun Yanal’ın kariyerinin başında hedefleri ve heyecanı ile Ankaragücü’nü üst sıraları zorlayan bir takım haline getirmesini gösterebiliriz.
Ankaragücü yönetimi, şu an lig içerisinde ki takımlar arasında, neredeyse hiç birinin sahibi olmadığı oran da karşılıksız desteğe sahip durumdadır. Taraftarın koşulsuz bir desteği var. Ancak bu destek bir türlü olumlu hamlelere yansımıyor. Hoca tercihi yanlış, ısrar etmek daha büyük yanlış… Geçmiş yönetim döneminde şikâyet ettiğimiz konular halen orta da duruyor. Her hangi bir değişim emaresinde göremiyorum. Transfer yasağı oldukça büyük bir problemdi. Çok ciddi emek verildi ve kaldırıldı. Lig tarihine geçebilecek kadar transfer yapıldı, ancak halen “Kim oynayacak? Orta saha boş. Ofansif gücümüz yetersiz vb. “ serzenişlerimiz devam ediyor.
Yapılan hataları söylememek, görmezden gelmek daha büyük hataları hep beraberinde getirdi. Söylediğimiz şeylerin hiçbir yerinde kimsenin ne kadar Ankaragüçlü olduğunu sorgulamıyoruz. Buna haddimizde yok. Kimsenin elinde de “Ankaragüçlülük ölçer” yok. Herkes karşı görüşü ya da eleştiriyi, son derece tahammülsüz bir şekilde karşılıyor. Bunlar bu camianın eski alışkanlıkları. Tabi bu alışkanlıklar kolay değişmiyor. Ancak Ankaragücü için doğru olduğunu düşündüğümüz şeyleri rüzgârın nasıl estiğine bakmadan söylemeye devam edeceğiz.
Özellikle yeni transferlerin, kendi piyasasını yapmak için maç seçmesini anlayabiliyorum. Daha önce söylemiştim. Transferlere söylediği ve Mustafa Reşit Akçay’ın sürekli bahsettiği “büyük takımlara” karşı çok farklı bir Ankaragücü izleyeceğiz. Öyle haftalardan birine geldik. Beşiktaş maçı geçtiğimiz iki haftada ne oynadığını anlayamadığımız oyuncuların yüksek performansı ile kazanılacak, en azından kaybedilmeyecektir.
Bu tablo ışığında ligden düşen takımların arasında Ankaragücü olmayacağına gerçekten inanıyorum. Bunu kendi dinamikleri ile değil, rakiplerin performansı ile sağlanacağını söyleyeyim. Eğer kazanılması gereken maçlardan en azından 2 tanesi kazanılsa şu an böyle bir dert olmayacaktı.
Bu takım, Mustafa Reşit Akçay gibi hatalı kararlara, eskiden denenmiş ve sonu hep kötü bitmiş yöntemleri aynen uygulayamaya devam etmesine rağmen alacağı 3-4 galibiyet ile rahatlıkla ligde kalacaktır. Önemli olan günü kurtarmak değil, geleceği planlayabilmektir.