Salgın günleri

Salgın günleri

Tarihi günlere tanıklık ediyoruz. İnsan bazen kendini bir bilim kurgu filminde sanıyor. En işlek yollar dağ başları gibi ıssız. Üç ay önce saç traşı yapanlara polis baskın yapacak diyen olsaydı akıl hastası olduğunu düşünürdük. Annemizin babamızın yanına gitmeye korkuyoruz. Çocuğumuzu kucaklarken tedirginiz. Gün geldi takımımız ligden düştü… Uzak deplasmanlara gitti… Mesafeler, imkansızlıklar, parasızlık giremedi aramıza… Biz hep oradaydık. Küçücük bir virüs insanları tüm sevdiklerinden ayırdı. Şimdi stadyumlar terk edilmiş şehirler gibi sessiz… İyi günde kötü günde beraber olsak da salgın günlerinde ayrıyız…

 Dünya dönmeye devam etse de hayat durdu. Yapmayı tasarladıklarımız 24 saate sığmazken bol bol vaktimiz var şimdi. Adeta bir emeklilik fragmanı yaşıyoruz. Hayat ne zaman normale döner? Tribünler yeniden şenlenir? Televizyon kanallarında varsa yoksa korona virüs… Uzmanların çoğu hemen süresiz sokağa çıkma yasağı öneriyor. Sokağa çıkmadığı gün yiyecek ekmeği olmayanlar onları ilgilendirmiyor. Bir de adamın evi senin evin gibi değil ki… Ancak fabrikalar çalışmazsa, tarlalar ekilmezse birkaç hafta içinde kendilerinin de sıkıntıya düşeceklerini göremiyorlar. Tedarik zinciri kırıldığında büyük şehirlerin yaşanmaz hale geleceğinden habersiz gibi konuşuyorlar. Takmayın kafanıza… Maç yoksa açın bir Kemal Sunal filmi, hem gülün hem ağlayın…

 Şu anda dünyada Covid 19 ölümlerinden daha çok insanın ölümüne neden olan hastalıklar var. Örneğin bu yıl 468.000 kişi HIV virüsünden 273.000 kişi sıtmadan hayatını kaybetmiş. Covid 19 ölümleri ise henüz 100.000 civarında. Covid 19’un diğer hastalıklardan farkı zengin fakir ayırt etmemesi. Afrika’lı, Ortadoğulu, Asya’lı ölüyorsa bunu dünya umursamaz ancak Avrupa ve Amerika’nın beyazları ölüyorsa bu korkunç bir olaydır. Sayılar yalan söylemez. Her insan eşsiz bir varlık ve hayatı değerlidir ancak bu hastalık ile ilgili pompalanan korku, hastalığın kendisinden daha büyük sanki... Korona virüsünün ürpertici tarafı öldürme oranı değil, yayılma hızı. Çok hızlı yayılan bu virüs yüzünden hastaneler dolup taşıyor. Tıbbi yardıma ihtiyaç duyan genellikle 65 yaş üstü hastalar hastanelerin kapasitesi yetmediği için kurtarılabileceği halde hayatını kaybediyor. Yine de salgının ilk günlerinde henüz İtalya’da vaka sayısı 10.000 civarında iken yoğun bakım ünitelerinin yetmediği tezine inanmakta zorlanıyorum. Zira hastaların % 5’I yoğun bakıma ihtiyaç duyuyor ve bu sayı o zamanlar 500 ediyordu. İtalya'daki ölüm oranının %10 un üzerinde olması, dünyada bu ortalamanın %3 civarında olmasına da mantıklı bir açıklama yapılamıyor. Olsa olsa sayma yöntemi farklıdır.

 Salgındaki günlük yeni vaka ve ölü sayısı İtalya ve İspanya’da düşmeye başladı. Ülkemizde de bu iş ya kontrol altına alındı, ya da alınmak üzere. Havaların ısınması ve güneşin yüzünü göstermesi ile mutasyona uğramaz ise virüsün yayılma hızının azalmasını bekliyorum. Şu anda yaz mevsimini yaşayan güney yarıkürede koronadan çok az sayıda ölüm var. Onlar da genelde kuzey ülkelerinden gelenler. En geç 15 Mayıs’tan sonra yasakların kademeli olarak kaldırılacağını düşünüyorum.

 FIFA futbolcuların sözleşmelerinin ligler tamamlana kadar uzatıldığını açıkladı. Aksi halde sözleşmesi Mayıs sonunda biten oyuncular kalan maçlara çıkmadan takımdan ayrılacaktı. Ligleri seyircisiz oynatıp bir an önce bitirmek isterlerse Haziran ayında kalan maçlar oynanır. Seyircili oynatılmak istenirse Temmuz ayı beklenir. Muhtemelen üç günde bir oynanacak maçlarla kalan 8 hafta bir ay içinde tamamlanır. İdman yapamayan takımların son durumunu bilmiyoruz. Bu durum ligin gidişatını tamamen değiştirecektir. Yeni duruma çabuk uyum sağlayıp motive olabilen takımlar başarılı olurken bu uzun aranın havasından kurtulamayan takımlar neye uğradığını şaşıracak. Burada en büyük sorumluluk futbolculara düşüyor. Kendine bakan, fiziksel olarak gücünü muhafaza eden oyuncular bir adım öne çıkacak. Oynanan her maçın sonucunun gerçek anlamda üç ihtimalli olacağı maçlar izleyeceğiz. Piyango kime vurursa artık…

 Korona salgınından sonra çok büyük bir ekonomik bunalım bizi bekliyor. Muhtemelen etkileri salgından çok daha büyük olacak. Şirketlerin batmasına, insanların işsiz kalmasına hazırlıklı olmalıyız. Karşılıksız basılan paraların yüksek bir enflasyona neden olması beklenmelidir. Vergilerin ve tasarruf tedbirlerinin artması kaçınılmaz. Kulüplerimizin bu yeni normalin farkında olması ve ayaklarını yorganlarına göre uzatması bundan sonra bir var olma meselesi olacak.

Şimdi daha iyi anlıyorum her maçımızın bir bayram, dostlarla bir araya gelip maç izlemenin, beraber sevinip beraber üzülmenin ne büyük mutluluk olduğunu… Tribünlerdeki coşkuyu özledik… Bu günler de geçecek. Yeniden tribünleri dolduracağız.